|
||||||
|
“Çocukluğum Karadeniz’in çok güzel bir kasabası olan Tirebolu’da geçti. İklimi yağışlı olan bu kasabada yağmurlu günlerde yer, gök, ağaçlar ve yollar birbirine karıştığında, deniz de bütün hızıyla kayaları döverdi. Denizin hemen kıyısındaki evimizde bu muhteşem manzarayı izleyerek büyüdüm. Yağmur ve fırtına durup güneş açtığında doğanın renkleri arınırdı. Ben de elime kağıt ve renkli kalemlerimi alıp resim yapardım. Güzel havalarda ise en sevdiğim şeylerden biri, yiyecek birşeyler alp evimizin hemen önündeki “iyi nesil” taşına inmek ve burada gün boyu balık ve pavurya yakalayıp yüzmek olurdu. Ortaokul sıralarında babam İstanbul’da iş kurmak ve orada yaşamak istediği için İstanbul’a taşındık. Bu değişim bana bambaşka bir dünyanın kapısını açmıştı. Cağaloğlu kız enstitüsünde eğitimime devam ederken bir yandan da resim dersleri alıyordum. Liseden mezun olduktan sonra evlendim ve iki kız çocuğu
yetiştirdim. 1980 yılında uzun süre ara verdiğim
resme, çeşitli hocalardan dersler alarak tekrar başladım
ve bundan sonra hayatımın en anlamlı serüveni başlamış oldu.” |
||||||





